11 Ekim 2017 Çarşamba

İbadette Kadınlar ve İslam Mimarisine Etkileri



Mabet ve kadın konusunda Kur’ân-ı Kerim’de kronolojik olarak ilk uygulama olarak, Hz. Meryem’e verilen emir görülmektedir. Annesi Meryem’i mabede adamış ve ergenlik çağına gelen Meryem, annesinin adağı gereği mabede yerleştirilmiştir. Doğu tarafında bir yere çekilen, diğerleriyle arasını bir perde ile ayıran Meryem’e düzgün bir insan şeklinde görünen melek ona bir erkek çocuk doğuracağını müjdeler.

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Meryem’in, mabette bir perde ile bölünen özel bir mekândaki hayatından bahsedilmektedir. İslâm’ın mabedi olan Camilerde 1400 yıldır, bazen bez bazen de duvar olan perde ile ayrılan mekân, bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. İslâm mîmârîsini ilk vahyin geldiği 610 yılında başlatmak ve bu tarihten sonra, Müslümanlar tarafından veya Müslümanlar için yapılan günlük hayatta yararlanılacak mekân inşa faaliyetleri ve bu faaliyet sonrası ortaya çıkan yapılar olarak anlamamız mümkündür.

İslâm Tarihi kaynaklarında Mekke Dönemi olarak nitelenen ve 13 yıl süren dönemde, ilk dönem Müslümanlarının topluca ibadet edecekleri bir mîmârî mekâna sahip değillerdi. Bazı sahabelerin evlerinin bu amaçla kullanıldığı bilinmektedir. Bunun dışında, fırsat buldukça müşriklerin denetiminde bulunan Kâbe’de ve ferden ibadet ettikleri olmuştur.

 Mekke’den Medine’ye hicret sonrasında Peygamber’in yedi ay kadar Ebâ Eyyûb el-Ensârî’nin evinde kaldığı ve bu esnada Mescid-i Nebevî ve yanında Peygambere ve ailesine ait meskenlerin inşasının devam ettiği görülmektedir. İslâm mîmârîsinde ilk defa olmak üzere kadınlara özgü bir mekân inşasının Mescid-i Nebevî ile başladığını söylemek yerinde olacaktır.

Çünkü ilk kıblenin Kudüs’e doğru olması dolayısıyla, Cami avlusunun bir yönünde de peygamber eşlerine ait ikamet mekânları inşa edilmişti. Burada inşa edilen odalar, Peygamber eşlerinin adı ile anılmakta ve Peygamber belli bir program dâhilinde, her akşam eşlerinden birine misafir olmaktadır. Bu mekânların eşlerine aidiyeti vurgusu o kadar öne çıkar ki, Peygamber vefat ettiğinde, Hz. Aişe’nin odasına defnedilmiştir.

Burada ikamet amaçlı olarak inşa edilen meskenlerin Cami ile bağlantısının ne olduğu sorgulanmalıdır. Öncelikle kapıları camiin avlusuna açılan, Cami ile birlikte inşa edilip fiziki anlamda Camiye bağlı ve onunla bir bütünlük oluşturan bir mekândan söz edilmektedir. Medine’de, Peygamber ve eşleri için ev yapılabilecek başka yerlerin de bulunmasına rağmen Camiye bitişik bir mekânın tercih edilmesi bilinçli bir tercih olarak durmaktadır.

 Hz. Peygamber’in, “Eşi eğer birinizden Camiye gitme hususunda izin isterse onu engellemesin”6 şeklindeki açık emrine rağmen, İslâm tarihi boyunca bu konunda çekingen bir tavır takınıldığı görülmektedir. Hz. Ayşe’den gelen bir rivayet bu konuda zamanla oluşan negatif tavrın ifadesidir.
O, “Eğer kadınların yaptıklarını Allah Resulü görseydi, İsrail oğulları kadınlarının men edildiği gibi kadınların Mescide girmesini men ederdi” demektedir.7 Erken İslâm döneminde gerek Camiler gerekse evlerde cemaatle namaz kılınırken kadınların erkeklerin arkasında durarak namaz kıldıkları bilinmektedir.
Bunun dışında Camilerde kadınlara tahsis edilmiş bir mekân olduğuna ilişkin elimizde bir bilgi bulunmamaktadır. Resmen tahsis edilmiş bir mekân olmamakla birlikte fiilî durum olarak ortaya çıkan erkeklerin arkasında namaz kılma vakıası gelecekteki Camilerde, ‘Kadınlar Mahfili’ mekânının öncü uygulaması olarak düşünülebilir.

İslâm Öncesi Uygulamalar Kadınların mabetlerde ibadet ederken, erkeklere göre konumları sadece İslâm Dini’nde değil Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da tartışmalı konulardandır. Örneğin Yahudilikte, kadınlar erkeklerle aynı mekânda karışık oturuştan, aynı mekânda ayrı, kadın erkek ayrı mekânlarda oturmasına kadar farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.

XIX. yy’da Alman Yahudileri arasında ortaya çıkan ve Amerika'ya taşınan Reformist Yahudilik, Reformist Yahudiliğe tepki olarak ortaya çıkan Muhafazakâr Yahudilik ile Yeniden Yapılanmacı (Reconstructionist) Yahudilikte, Sinagogda kadınlar erkeklerle yan yana oturabilmektedir.

 Amerika’daki Yahudi cemaati içinde sinagogda kadın erkek karı- şık veya teknik tabiri ile “family seatting” uygulamalarının kabul görmesi zor olur ve zaman alır.10 Ancak yukarıda ifadesini bulan akımların dışında Yahudiliğin genelinde kadınlar, başları örtülü olarak Sinagogda erkeklerden ayrı otururlar. Kadınlar için genelde galeri kat veya Sinagogun arka kısmında bir bölüm tahsis edilir.

Kadınların erkeklerden ayrı oturdukları havralarda, bu ibadet için tahsis edilen kısma, Türkçeye bölme olarak tercüme edilebilecek bir kelime olan Mehitza (מחיצה (denmektedir.12 Mehitza denilen bu uygulamaya Anadolu’daki sinagoglarda da rastlanmaktadır. Yeni Ahit Korintlilere 1. Mektup ’ta, kadının kilisede sakin bir halde olması şu sözlerle ifade edilir: “Kadınlar, kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın.

Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kendi kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.”14 Çok sayıda faklı Hıristiyan mezhebinde değişik uygulamalar bulunmakla birlikte genel bir uygulama olarak kadınlar kilisede erkeklerle karışık otururlar.

İslâm cami mîmârîsinde, kadın ve erkeklerin ibadet esnasındaki durumlarına ilişkin en erken tarihli bilgilerimiz Medine’deki Mescid-i Nebevî’ye ait olanlardır. Mescid-i Nebevî "Allah'ın kadın kullarını Allah'ın Mescidlerinden alıkoymayın” 15 vb. Hadis-i şeriflerde, camide cemaatle namaz kılmak isteyen kadının engellenmemesi emredilirken, yine de kadın için en güzel namazın evinde kıldığı namaz olduğu şeklindeki rivâyetler de bulunmaktadır.

 Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde, Mescidde kadınlar da erkeklerle birlikte cemaate devam ediyor (bunlara Peygamber eşleri de dâhildir), vakit, Cuma ve Bayram namazlarını, erkeklerin arkasında kılıyorlardı. Hz. Peygamber’in, “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsaydık” 16 şeklindeki temennisi, Hz. Ömer, zamanında gerçekleşmiş, Mescid-i Nebevî’ye açılan kapılardan biri kadınlara tahsis edilmiştir.

Şam Ümeyye Camii Medine’ye hicretten sonra inşa edilen Mescid-i Nebevî’nin son derece sade bir yapı olduğu, Hz. Peygamber zamanından sonra, Hulefai Râşidîn döneminde yapılan ilavelere rağmen bu sadeliğin büyük öl- çüde bozulmadığı görülmektedir. Şam Ümeyye Camii, birçok bakımdan İslâm cami mîmârîsinde yenilikler taşımaktadır.
İlk defa bir mîmârî öge olarak mihrap, günü- müzdeki şekline benzer minber başta olmak üzere yenilikler taşımaktadır. Ancak 715 yılında tamamlanan bu camide kadınlara ilişkin bir bö- lüm bulunmamaktadır. Cami mîmârîsinde bir dönüm noktası olan yapıda böyle bir birimin bulunmayışı ancak o dönem kadınların sosyal hayattaki yeri ile izah edilebilir.
Osmanlı Dönemi Uygulamaları Osmanlı dönemi camilerinde yer alan kadınlar mahfili uygulaması kendinden önceki Türk ve İslâm mimarisinden miras olmakla birlikte bu dönemde geliştirilmiş. Osmanlı sonrası aynı coğrafyadaki millet ve topluluklara da örnek teşkil etmiş, Hz. Peygamber dönemindeki erkeklerin arkasında durmaları şeklindeki uygulamayı da tekrarlayan bir durum olması dolayısıyla yaygınlık kazanmıştır.

Kadınlar Mahfili veya üst katta yer alan galeriler (Resim 7-10) için Osmanlı camilerinde yan girişler kullanılmış böylece, kadın erkek cemaatin karşılaşmadan veya cemaatin kalabalık olduğu durumlarda zahmetsizce ibadet mekânına ulaşmaları temin edilmiştir. Başlangıçta kadınlara mahfil olsun diye yapılmamış olsa da, mîmârî bir zorunluluk olarak başlasa da sonradan yüklendiği işlevle bu mahfiller günümüze kadar gelen ve orta vadedeki bir gelecek için varlığını sürdürecek birimler olarak görünmektedir.

Zaman zaman ortaya çıkan istisna durumlardan biri olarak, cemaatin kalabalık olduğu hallerde, camiin avlusunda namaz kılınması uygulamasına gidilmektedir. Bu durum bazen avludan da taşarak çevreye yayılmaktadır. Mevcut hali 1880 yılına ait olan Eyüp Sultan Camii’nde (fotoğraf 7-8),18 Sabah Namazını cemaatle kılma uygulaması dolayısıyla, Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanların oluşturduğu izdihamla insanlar bazen dışarıda yer bulmaktadır. Sokakta namaz kılınması durumunda bile erkeklerin önde, bayanların arkada kılmaları hassasiyeti bu konunun yüzyıllardır süren örneğidir.

Cami mîmârîsinde, kadınlara ait mekân teşekkülünün en kesin çizgilerle ve erken örnekleri Hindistan’da, Delhi Sultanlığı Sonrası Türk Beyliklerinde görülmektedir. Delhi Tuğluk mîmârîsinin bir temsilcisi olan Atala Camii’nde (1408) bu durumun bir örneği bulunmaktadır. Camiin batı yönündeki kare formlu avlu içinde iki katlı, sütunlu bir bö- lüm, kadınlar mahfili olarak tasarlanmıştır.20 Ahmed Şah’ın, başkent Ahmedabad’da, Kaledeki camiinde, mihrap üzerinde Arapça kitabe, 1414 tarihini verir. Burada yer alan kadınlar bölümü, Muluk Haneana veya Zenane diye adlandırılmakta, kuzey-batı köşede yer almaktaydı ve camiin kuzeyindeki bir kapıdan girilmekteydi.

Nepal’de İslâm mîmârîsi 15-16. yüzyıllara uzanmakla birlikte, gü- nümüze sağlam olarak gelen örnekleri yok denecek kadar azdır. Cami mîmârîsinin mevcut örnekleri oldukça yenidir. Çok az sayıda cami olarak inşa edilen yapıda kadınlara ait bölümler bulunmakta ancak camiye dönüştürülen bazı yapılarda bu bölümler yer almamaktadır. Kadınlara ait mekânlar için özel bir isimlendirme de bulunmamaktadır.22 Pakistan’da camide kadınlara ait mekânlar ya üst galeri katta yer almakta ya da erkekler bölümünden bir şekilde ayrılmakta ve “Zenane” adını almaktadır.

Malezya Kuala Lumpur’daki Wilayah Persekutuan Camii, kadınlar mahfilinin, galeri kat uygulamasının gelişmiş bir örneğini barındırmaktadır. Asıl ibadet mekânının üst kısmında yer alan bölümün, ön kısmına ahşap parmaklılar yerleştirilmiş ve bayan cemaatin imam ve hatibi görmesi mümkün hale getirilmiştir. Malezya’daki genel uygulama Türkiye’dekine benzer bir mahiyettedir. Afganistan’da bayanlara yönelik ayrı bir bölüm olmamakla birlikte, camiler belli gün ve zamanlarda, bazı faaliyetler için onlara tahsis edilmektedir. Ancak bu durum bazı yerlerde tutucu kesimlerin tepkilerine yol açmaktadır.

 Endonezya’daki cami mîmârîsine ilişkin yayınlardan, camilerde kadınlara ait mekân olarak yan mekânların kullanıldığı ve bu mekânları ifade etmek üzere, dilleri olan Bahasia’da “Pa(ng)wadonan”, “Pawadonan”, “Pawestresn” gibi kelimelerin kullanıldığı görülmektedir.27 Yaygın bir uygulama olarak bayanlar bölümü bulunan camilerde, aynı kubbe veya çatı altında olmak üzere genellikle sağ tarafı erkeklere, sol tarafı bayanlara tahsis edilme şeklinde bir uygulamaya gidilmektedir. Ancak bir duvarla ayrılan farklı bir ünite şeklindeki örnekleri de bulunmaktadır.

İran Coğrafyası İran’da günümüzde bir şehirde, tek camide Cuma namazı kılınması dolayısıyla, tarihi camilerden avlu ve çevresi ile bu işe yeterli bulunanlarda kılınmakta veya Cuma namazının tek camide kılınmasına uygun büyüklükte camiler inşa edilmesi yoluna gidilmektedir.

İlkine örnek olarak İsfahan’da, Safevi döneminden Mescid-i Şâh (İmam) gösterilebilir. İbadet mekânı perde ile bölünmek suretiyle kadınlar ve erkekler aynı mekânda Cuma namazı kılmaktadır. İkincisine örnek olarak Tebriz’de son yıllarda inşa edilen ve minarelerinin yapımı hâlâ devam eden Musallâ’nın batı tarafı girişi ibadet mekânı ile birlikte kadınlara tahsis edilmiş, yine bu camide aynı imamın peşinde namaz kılabilecekleri ve içerde yapılan vaaz ve hutbeyi duyabilecekleri bir düzenlemeye yer verilmiştir. Vakit namazları için, asıl ibadet mekânına perde çekilmesi, sahnı kıbleye dik olarak erkekler tarafı geniş olma şartı ile 2/3 veya 3/4 şeklindeki uygulama birçok camide karşılaşılan durumdur.

Bunların dışında, birçok ülkede olduğu gibi bayanlar Mescidi uygulaması oldukça yaygındır. Bu mekânlara Namazhâne-i Hâherân ( نمازخانه .denmektedir) خواهران Tacikistan, Tataristan Tacikistan İslâmî Rönesans Partisi’nin Duşanbe’de bulunan ve Kadınlar Camii diye bilinen partinin kültür merkezi, Tacikistan’da, 2004 yılındaki dinî otoritelerin yasağına rağmen, Kadınların erkeklerle birlikte namaz kılmalarına müsaade edilen tek cami olduğu belirtilmektedir. Toplam 2500-3000 civarındaki cemaat içinde, erkeklerle birlikte Cuma Namazı kılan kadınların sayısının 100 kadar olduğu ifade edilmektedir.

Tataristan’da, Türkiye’dekine benzer uygulamalar bulunmakta ve bayanların namaz kılmaları için ayrı bir birim bulunduğu durumlarda bu birim “Hatunlar Mescidi” olarak adlandırılmaktadır.30 Tataristan’ın başkenti Kazan’da bulunan Mercanî Camii’nde, bu uygulamanın bir örneği bulunmaktadır. Arap - Afrika Ülkeleri Kâbe’de tavaf esnasında kadın erkek birlikte iken, vakit namazlarında bayanlar için tahsis edilen ayrı mekânlar bulunmaktadır.

Medine’de Mescid-i Nebevî’de, kadın ve erkek cemaat için ayrı bölümler bulunmaktadır. Erken döneme ait bölümlerin bulunduğu (minber, mihrap, Ravza-i Mutahhara çevresi gibi) yerler günümüzde daha çok erkeklere tahsis edilen kısımlar arasındadır. Bayanların bu bö- lümleri ziyaretleri ve namaz kılmalarına belirli saatlerde müsaade edilmektedir.

 Suudi Arabistan Cidde Belediyesinin yayınladığı inşa edilecek camilerde aranan şartlara baktığımızda, Kadınlar Mescidi başlığı altında, bu mekânın hacmi belirlenirken, bir yerleşim merkezinde nüfusun %40’ını kadınların oluşturduğu, kadınların camide namaz kılmalarının farz olmadığı da göz önünde bulundurulması gerektiği ifade edilerek aşağıdaki maddeler sıralanmaktadır

a) Kadınlar giriş kapısı erkelerinkinden ayrı ve uzak olmalıdır.
b) Aynı şekilde tuvaletler de ayrı olmalıdır.
c) Kadınlar bölümü ya galeri katta veya erkeklerin arka kısmında olmalıdır.
d) Konumu ne olursa olsun kadınlar kısmı dışarıdan görülmemelidir. 

Aynı bölümün devamında yer alan tablodaki bir bilgi dikkat çekicidir. Suudi Arabistan’da bayanların araba kullanmaları yasak olması dolayısıyla, bayanlar Mescidinin “Otoparkı”, “Bulunmaz” denmektedir.

Bayanlar otoparkı dışında, diğer bütün özelliklerin Türkiye’de camiler ve kadın bağlamında yapılan ve yapılmak istenenlerle aynı olduğu görülmektedir.

Kadınlara özgü ibadet mekânlarını ifade etmek için Arapçada, elMescidu li’n-Nisâ, (للنساء المسجد ,(Musallâ Nisâ (نساء مصلی (gibi ibarelerin kullanıldığı görülmektedir. Arap ülkeleri, kadın ve camiler söz konusu olduğunda genellikle tutucu fikirler akla gelmekle birlikte, muhafazakâr fikirleriyle tanınan âlim İbn Bâz, kadınların bayram namazında cemaatle namaz kılmaları ve bir kadının onlara imamlık yapması konusunda, “bunda bir sakınca olduğunu zannetmiyorum” demektedir. Etiyopya da, Türkiye’ye benzer uygulamaların bulunduğu ülkelerden biri.

Burada, camilerde kadınlara ait bölümü ifade etmek için mezânîn مزانين kelimesi kullanılmaktadır.35 Birleşik Arap Emirlikleri’nde Musalla en-Nisâ (النساء مصلی (olarak adlandırılan36 mekân, bizdeki kadınlar mahfili veya bayanlar Mescidine denk düşmektedir. Somali’nin kuzeyinde Gabiley’de 1960’larda, Şeyh Marian tarafından kurulan, kızlara yönelik medrese, zamanla şöhret bulur ve bu çevredeki kadınlar, Somali’nin ilk kadınlar camiini kurmaya karar verirler.

Kuveyt’te, kadın ve cami bağlamında bir gazete haberine değinmek anlamlı olacaktır. el-Enbâ’ Gazetesi (لنباءَا ,(Müslüman Hintli bir kadının, bayanların içinde müezzinlikten imamlığa her türlü vazifelerini ifa edebilecekleri kadınlara ait ilk Mescidi inşa etmeye başladığı ve erkelere de camiin bazı işlerinde çalışmak şartı ile namaz kılmalarına izin verildiği haberini verdi.

Gazete görüşlerine başvurduğu bazı âlimlerin, “kadınların, kadın hakları adı altında, insanlıktan ve dinden çıkarıldıkları” görüşlerini yazdı. Arap ülkelerinde geniş anlamda kadın camide ibadet ederken imam, müezzin ve diğer cemaati “Gören ama Gö- rünmeyen” şeklinde özetlenmektedir.
Amerika Birleşik Devletlerinde 1994’te 994 olan cami sayısı, 2000 yılında 1209 ve 2011 yılında 2106’ya ulaşmıştır.
Bu duruma, Amerika’daki Müslüman nüfusun artışı kadar, yeni gelen göçmenlerin de etkili olduğu düşünülmektedir.40 Batıda, İngilizce adı ile “Women Friendly Mosque” veya “Women-Only Mosque” olarak adlandırılan kadınlar camii, dinî hizmetleri kadınlar tarafından yürütülen ve cemaati bayanlardan oluşan camiler olarak gün geçtikçe sayıları artmaktadır.
Papaz bir babanın kızı olan Mary Teasley, 1972 yılında Müslüman olarak Emine Wadud adını alır. Üniversite eğitimini Pensilvanya’da tamamlayan Wadud, Arap Ülkeleri’nde İslâmî eğitimini sürdürür. 

Wadud’u Müslüman olan diğer batılılardan ayıran en büyük özellik, batıda ilk defa, New York City’de, 18 Mart 2005’te, kadın-erkek karışık bir cemaate Cuma Namazı kıldırmasıdır.
Wadud, kadının değerine ilişkin çabalarını sadece pratikte bırakmamış, bu konuda yayınlar da yapmış- tır. Emine Wadud’dan sonra, 2012 yılı Ramazan Bayramında, İmame Cemile Ezzani erkek kadın karışık cemaate bayram namazı kıldırmış- tır. Kentucky Üniversitesi İslâm Araştırmaları’ndan Profesör İhsan Bagby, 2011 yılında, Kuzey Amerika İslâm Toplumu tarafından desteklenen bir çalışmasında, “Amerika’da kadın imam yok” demektedir. 

Bu durum, yukarıda adı geçen bayanların resmî bir kimlik taşımadıkları şeklindeki yorumu mümkün kılmaktadır. Amerika geneli için yapılan bir araştırmada, camiye devam edenlerin % 75’i erkek, camilerin % 54’ü kadınlara yönelik etkinlikler yapmalarına rağmen, sadece % 27’si bayanlarca ara sıra ilgi gördü. Camilerin % 50’si yönetiminde kadınların rol almasını isterken, % 31’i bu duruma sıcak bakmamış, % 17’si ise, beklentilere rağmen geçen beş yılda hiç bir kadının başvurmadığını ifade etmiştir.

Araştırmanın önemli sonuçlarından biri de, bayanların camide bir perde arkasında veya farklı bir odada namaz kılmaları uygulamasının 1994’te % 52 iken bu durum 2000’lere gelince % 66’ya yükselmesidir. Kanada’da ilk cami olan er-Raşid Camii, 1938 yılında ibadete açılmış, erken İslâm cami planını yineleyen bir anlayışla inşa edilmişti. Kadınlar ve erkeklerin aynı mekânda ibadet ettikleri bir uygulama söz konusu idi. Ancak zamanla kadın ve erkeklerin ayrılması ile sonuçlandı. Hayırsever bir kadın olan Hilwi Hamdon’un çabaları ile meydana getirilen camide, önceleri kadınlar erkeklerin arkasında namaz kılarken, bir sahnın yeşil bir örtü ile ikiye bölündüğü görülür. Kadınlar ve erkekler bölümü.

1982’de ibadete kapatılıp, restore edilmiştir.48 İngiltere’deki uygulamalar diğer batı ülkelerinden çok bir farklılık taşımamakla birlikte Krallığın eski sömürgeleri dolayısıyla siyasî bazı zorlukları bulunmaktadır. Orada kadınların erkeklere imamlık yapıp yapmamalarından çok imamların kökenleri, eğitimlerini nerede aldıkları hangi İslâm’ı anlattıkları gibi sorunlar ön plana çıkmaktadır.

2008 yılında yapılan bir araştırmada İngiltere’deki, 254 camiden %97’sinin imamı ülke dışında doğmuş ve %92’sinin imamı ülke dışında din eğitimini almıştır. Batı ülkelerinde, dünyanın farklı ülkelerinden gelen Müslümanlarla birlikte, sayıları hiç de azımsanmayacak oranda sonradan Müslü- man olan cemaatin bulunması, orada kadın ve cami konusuna farklı bir boyut katmaktadır. Yeni girdiği dinin mabedini ziyarete giden bir bayanın, camiye ana girişi sağlayan görkemli kapıya yönelmişken, “Bacım, buradan giremezsiniz, köşedeki arka kapıdan”50 ifadesini duymak, her halde hoş bir durum olmasa gerek.

Son Dönem Türkiye Cami mimarisine ilişkin olarak 2006 yılında düzenlenen bir ilmi toplantıda, kadın ve cami konusunun genişçe ele alınabileceği ana başlıklar bulunmasına rağmen, bu konunun kısmen değinilerek geçilmesi aslında, çok uzak değil sadece sekiz yıl kadar önce konunun, toplumun ne kadar gündeminde olduğunun bir ifadesi olsa gerek.

Günümüzde kadın ve cami konusunda gerek bilgi düzeyinde, gerek uygulama anlamında yoğun bir faaliyet gözlenmektedir.

Bu durum çok sayıdaki sebebin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Öncelikle, Müslüman kadınların ibadet esnasında erkeklerden ayrı olmaları zorunluluğu, cami mîmârîsinde de ayrı bir mekânın veya mekân parçalamasına gitmeden aynı mekân içinde daha yumuşak bir geçişle elde edilen bö- lümlerin varlığını zorunlu hale getirmektedir. 

Ancak en az bunun kadar önemli bir başka etken de, Feminist yaklaşımlar denmese de, bir şekilde Müslüman Kadın Hakları savunucularının ekseninde gelişen “sosyal hayatın her alanında var olma” anlayışının bir uzantısı olarak cami ve kadın konusu ele alınmaktadır. Sebep ne olursa olsun, günümüzde, Anadolu özelinde bu durumun geldiği nokta, geri dönülmez bir şekilde mimari ve fikri boyutta bir ilerlemenin devam ettiğidir. Günümüzde, büyük alışveriş merkezlerinin, fabrikaların, hatta orta ölçekli bazı restoran vb. yerlerin, hemen hemen bütün gar, terminal, hava alanı vb. kamu kurumlarının bay ve bayan Mescitleri bulunmaktadır. Hatta bunların bir kısmı, Türkiye’de sahip olduğu şekliyle Mescid boyutunu aşarak içlerinde Cuma namazı da kılınan camilere dö- nüşmüştür.

Alışveriş yapan, seyahat eden, parkta dinlenen veya herhangi bir sebeple evinin dışında olan bir bayanın nisbeten yakınında, içinde ibadet edebileceği, kadınlara ait bir Mescit bulma şansı günden güne artmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, son zamanlarda cami ve kadın konusuna özel bir yer vererek ilgilendiği görülmektedir. Bu durumu, müftü yardımcılarından birinin bayan olması uygulaması ile başlayan ve yükselen bir süreç olarak okumak hatalı olmayacaktır.

1-7 Ekim tarihleri arasında kutlanan “Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın 2013 yılı temasının, “Cami, Kadın ve Aile” olarak belirlenmesi anlamlıdır. Aynı zamanda, pilot olarak seçilen binlerce camide, kadınların ibadetine uygun şartların oluşturulmasına yönelik teftişler ve eksik görülenlerde tamamlamaya yönelik çalışmalar yapılmış- tır.

Son on yılda, geleneksel çizgileri korumak ya da, tamamen özgün olma iddiasıyla ortaya çıkan, güçlü eleştirilere muhatap olmakla birlikte bazen de genel kabul gören cami örneklerimizin sayısı artmaktadır.

Bu yeni nesil camilerde kadının ibadetine elverişli mekânlar oluşturulma konusunda ciddi hassasiyetler bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihinin en büyük camii olma özelliğine sahip olan Çamlıca Camii, yetkililerinin ifadeleri ile “Hanımlara pozitif ayrımcılık” uygulanan camilerimizin başında yer almaktadır. Projeyi bayan mimarların yürütüyor olması, farklı bir anlam boyutu getirmektedir.

İlk defa bu camide hepsi bir arada olmak üzere, kadın ve erkek abdest mahallerinin ayrı katlarda olması, abdest mekânından namaz mekânına özel asansörle çıkılması, kadın erkek ibadet mekânlarının ayrı olması, camiin ibadet fonksiyonu dışında kadınların sosyal ihtiyaçları bakımından örneğin, “emzirme odası” ve “çocuk bakım odası” gibi birimlerin bulunması bu camiyi diğerlerinden ayıran bir özellik olarak durmaktadır.

Cami mimarisinde, kadınlardan öte, Ankara Çankaya’da, Bilkent’te, İhsan Doğramacı tarafından 2008 yılında babası adına yaptırılan Doğramacı zade Ali Paşa Camii, diğer dinlerin mensuplarına da hizmet sunması açısından farklı bir örnektir.54 Sonuç ve Değerlendirme İslâm mimarisinin erken dönem camilerinde ibadet esnasında, kadınlar ve erkekleri ayıran fiziki bir engel bulunmamaktaydı.
Bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) uygulaması ile en önde erkekler, arkasında erkek çocuk cemaat ve arkasında bayanlar saf tutmaktaydı. Zamanla Mescide kadınların giriş çıkışını sağlamak üzere bir kapı da tahsis edildi. İlerleyen zamanlarda, kadınların camiye devam etmesinin bazı sosyal sakıncaları olabileceği gerekçesi ile kadınların evlerinde namaz kılmalarının daha faziletli olacağı şeklinde bir anlayış yaygınlaşmaya başladı.

Bu anlayışın bir sonucu olarak, Mescid-i Nebevî’den, Şam Ümeyye Camii’ne, mîmârî açıdan çok sayıda değişiklik, yeni birim ve uygulamalar meydana gelmesine rağmen, kadınlara ilişkin hiçbir ögeden bahsetmek mümkün değildir. Bu anlamda kadınlardan herhangi bir itirazın gelmemesi, ihtiyaç hissedilmemesi veya toplumsal kanaate karşı çıkma gücünü kendilerinde bulamamaları şeklinde düşünülebilir.

Camide, asıl ibadet mekânına bitişik veya sahın içinde ayrı bir ünite şeklinde kadınlara tahsis edilen ibadet mekânı oluşturma anlayı- şının erken örnekleri, Hindistan Delhi Sultanlığı sonrası Türk Beylikleri arasında görülmektedir. Osmanlı Devleti’nde, başlangıçta mîmârî bir gereklilik olarak ortaya çıkan ancak zamanla “Kadınlar Mahfiline” dönüşen bir uygulama söz konusudur. Buna göre, camiin arka tarafında, genellikle taşıyıcılar ve duvar arasında kalan kısım ve üst kat galeriler düzenlenerek kadınlara tahsis edilmiştir.

Amerika başta olmak üzere batı ülkelerinde, camilerde kadınlar, yaşadıkları ülkelerin şartları, dünyanın farklı ülkelerinden gelerek kültürlerini buraya taşıyan veya batılı olup Müslüman olanlar gibi özel durumlar dolayısıyla son çeyrek yüzyılda bu anlamda zor bir süreçten geç- mektedirler. Kadın imamlar, kadınlara namaz kıldırdıklarında sorun ya- şanmazken, kadın erkek karışık cemaate namaz kıldırma uygulamaları (Wadud, Ezzani) tepki toplamaktadır. 

İslâm coğrafyasında kadının sosyal hayata yoğun katılımı son çeyrek yüzyıldadır. Bu yüzden, camilerde kadınlara özel mekânlara ihtiyacın en yoğun hissedildiği dönem yaşanmaktadır. Bu anlamda, Kamu kuruluşları, fabrikalar, havaalanları, terminaller, alışveriş merkezleri, restoranlar gibi insanların kalabalık olarak bulunduğu mekânlarda ihtiyaca mebni kendiliğinden ortaya çıkan “Bayanlar Mescidi” uygulaması yaygınlık kazanmaktadır.

 Diyanet İşleri Başkanlığı’nın öncülüğünü yaptığı, mevcut camilerde kadınların en rahat şekilde namaz kılabilecekleri ortamın oluşturulması için bazı değişiklikler ve yeni inşa edilecek camilerin buna uygun inşası dikkat çeken bir çalışma olarak görülmektedir.
Bayanlar Mescidi
uygulaması kabul görmekle birlikte, “Kadınlar Camii” kulakları tırmalamaktadır. Çünkü cami doğrudan imamı çağrış- tırmakta ve Türkiye şartlarında cuma namazını akla getirmektedir. Batı Müslümanları “Women Friendly Mosque”, “women Only Mosque” adı altında salt kadınlara ait camilere zihnen alışsa ve yer yer örneklerini sunsa da, maddî sorunlar yaygınlığını geciktirmektedir.

Gelinen noktada, Hindistan’dan Amerika’ya birçok ülkede yaygın olan uygulama, Osmanlı’da “Kadınlar Mahfili” diye ifade edilen camiin arka ve üst kısımlarında, aynı kubbe altında, aynı mekân içinde bir bö- lümde kadın ve erkeklerin birlikte ibadetlerini yerine getirmeleri şeklindedir. İran’da özellikle vakit namazlarında erkeklerden bir perde ile ayrılan mekânda kadınlar namaz kılarken Arap ülkelerinde, camide fizikî anlamda bölünen mekânlar tercih edilmektedir.

Son yıllarda, İstanbul Çamlıca Camii gibi örneklerde, kadınların sadece ibadet değil, icabında “emzirme odası”, “bebek bakım odası” dâhil her türlü ihtiyacını giderebileceği bir cami anlayışına doğru bir yö- neliş bulunmaktadır. Sosyal sonuçları hesaba katılmadan, Haydi kızlar okula kampanyası benzeri bir anlayışla, “Haydi bayanlar camiye” yaklaşımının sağ- lıklı olmayacağı düşünülmelidir. 

Cami mîmârîsinde kadının yeri konusu doğal akışında seyrederse, bir gün bu sorunu hallolmuş bulacağız. Kadınlar ve namaz mevzuunda, “evlerinizde daha hayırlıdır, “Camilerde evladırlar bir savrulma yaşanmaktadır. Son dönem cami mimarisinde yapılmak istenenler, ilk bakışta geleneksel dönemdeki külliyelerin mantığı ile izah edilse de durum farklı gibi görülmektedir. Camilerde “Emzirme Odası”, “Bebek Bakım Odası”, kütüphane vb. derken “Mekânın sıradanlaşması”, tehlikesi ile karşı karşıya geliriz. Günlük hayatın karmaşasından kaçıp “camiye sığınma” yerine, karmaşanın “ortasına düşme” tehlikesini görmek gerekir.

Güzel görülen her şey cami mîmârîsine eklenmeye çalışılırsa buradan örnek bir mîmârî çıkmaz. Burada asıl problem belki de kadının sosyal hayattaki yeri ile ilgilidir. Kadınlar Sosyal hayatta ne kadar varsa o kadar mekânları olur. Kadının sosyal hayattaki yeri ne olmalıdır sorusunun cevabı verilemediği sürece, cami mîmârîsinde kadınlara ait mekânlar problemini çözmek mümkün olmayacaktır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sufizmin Avrupalılar Üzerindeki Etkileri ve İslam

İspanya'da çok sayıda Kuzey Afrikalı göçmen olduğu bilinir de, Sufizmi seçen İspanyollar az duyulmuştur. 100 yaşını aşkın zeytin ağ...