Mabet ve kadın konusunda Kur’ân-ı Kerim’de kronolojik olarak
ilk uygulama olarak, Hz. Meryem’e verilen emir görülmektedir. Annesi Meryem’i
mabede adamış ve ergenlik çağına gelen Meryem, annesinin adağı gereği mabede
yerleştirilmiştir. Doğu tarafında bir yere çekilen, diğerleriyle arasını bir
perde ile ayıran Meryem’e düzgün bir insan şeklinde görünen melek ona bir erkek
çocuk doğuracağını müjdeler.
Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Meryem’in, mabette bir perde ile
bölünen özel bir mekândaki hayatından bahsedilmektedir. İslâm’ın mabedi olan
Camilerde 1400 yıldır, bazen bez bazen de duvar olan perde ile ayrılan mekân,
bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. İslâm mîmârîsini ilk vahyin geldiği 610
yılında başlatmak ve bu tarihten sonra, Müslümanlar tarafından veya Müslümanlar
için yapılan günlük hayatta yararlanılacak mekân inşa faaliyetleri ve bu
faaliyet sonrası ortaya çıkan yapılar olarak anlamamız mümkündür.
İslâm Tarihi kaynaklarında Mekke Dönemi olarak nitelenen ve
13 yıl süren dönemde, ilk dönem Müslümanlarının topluca ibadet edecekleri bir
mîmârî mekâna sahip değillerdi. Bazı sahabelerin evlerinin bu amaçla
kullanıldığı bilinmektedir. Bunun dışında, fırsat buldukça müşriklerin
denetiminde bulunan Kâbe’de ve ferden ibadet ettikleri olmuştur.
Mekke’den Medine’ye
hicret sonrasında Peygamber’in yedi ay kadar Ebâ Eyyûb el-Ensârî’nin evinde
kaldığı ve bu esnada Mescid-i Nebevî ve yanında Peygambere ve ailesine ait
meskenlerin inşasının devam ettiği görülmektedir. İslâm mîmârîsinde ilk defa
olmak üzere kadınlara özgü bir mekân inşasının Mescid-i Nebevî ile başladığını
söylemek yerinde olacaktır.
Çünkü ilk kıblenin Kudüs’e doğru olması dolayısıyla, Cami
avlusunun bir yönünde de peygamber eşlerine ait ikamet mekânları inşa
edilmişti. Burada inşa edilen odalar, Peygamber eşlerinin adı ile anılmakta ve
Peygamber belli bir program dâhilinde, her akşam eşlerinden birine misafir
olmaktadır. Bu mekânların eşlerine aidiyeti vurgusu o kadar öne çıkar ki, Peygamber
vefat ettiğinde, Hz. Aişe’nin odasına defnedilmiştir.
Burada ikamet amaçlı olarak inşa edilen meskenlerin Cami ile
bağlantısının ne olduğu sorgulanmalıdır. Öncelikle kapıları camiin avlusuna
açılan, Cami ile birlikte inşa edilip fiziki anlamda Camiye bağlı ve onunla bir
bütünlük oluşturan bir mekândan söz edilmektedir. Medine’de, Peygamber ve
eşleri için ev yapılabilecek başka yerlerin de bulunmasına rağmen Camiye
bitişik bir mekânın tercih edilmesi bilinçli bir tercih olarak durmaktadır.
Hz. Peygamber’in,
“Eşi eğer birinizden Camiye gitme hususunda izin isterse onu engellemesin”6
şeklindeki açık emrine rağmen, İslâm tarihi boyunca bu konunda çekingen bir
tavır takınıldığı görülmektedir. Hz. Ayşe’den gelen bir rivayet bu konuda
zamanla oluşan negatif tavrın ifadesidir.
O, “Eğer kadınların yaptıklarını Allah Resulü görseydi, İsrail
oğulları kadınlarının men edildiği gibi kadınların Mescide girmesini men
ederdi” demektedir.7 Erken İslâm döneminde gerek Camiler gerekse evlerde
cemaatle namaz kılınırken kadınların erkeklerin arkasında durarak namaz
kıldıkları bilinmektedir.
Bunun dışında Camilerde kadınlara tahsis edilmiş bir mekân
olduğuna ilişkin elimizde bir bilgi bulunmamaktadır. Resmen tahsis edilmiş bir
mekân olmamakla birlikte fiilî durum olarak ortaya çıkan erkeklerin arkasında
namaz kılma vakıası gelecekteki Camilerde, ‘Kadınlar Mahfili’ mekânının öncü
uygulaması olarak düşünülebilir.
İslâm Öncesi Uygulamalar Kadınların mabetlerde ibadet
ederken, erkeklere göre konumları sadece İslâm Dini’nde değil Yahudilik ve
Hıristiyanlıkta da tartışmalı konulardandır. Örneğin Yahudilikte, kadınlar
erkeklerle aynı mekânda karışık oturuştan, aynı mekânda ayrı, kadın erkek ayrı
mekânlarda oturmasına kadar farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.
XIX. yy’da Alman Yahudileri arasında ortaya çıkan ve
Amerika'ya taşınan Reformist Yahudilik, Reformist Yahudiliğe tepki olarak
ortaya çıkan Muhafazakâr Yahudilik ile Yeniden Yapılanmacı (Reconstructionist)
Yahudilikte, Sinagogda kadınlar erkeklerle yan yana oturabilmektedir.
Amerika’daki Yahudi
cemaati içinde sinagogda kadın erkek karı- şık veya teknik tabiri ile “family
seatting” uygulamalarının kabul görmesi zor olur ve zaman alır.10 Ancak
yukarıda ifadesini bulan akımların dışında Yahudiliğin genelinde kadınlar,
başları örtülü olarak Sinagogda erkeklerden ayrı otururlar. Kadınlar için
genelde galeri kat veya Sinagogun arka kısmında bir bölüm tahsis edilir.
Kadınların erkeklerden ayrı oturdukları havralarda, bu ibadet
için tahsis edilen kısma, Türkçeye bölme olarak tercüme edilebilecek bir kelime
olan Mehitza (מחיצה (denmektedir.12 Mehitza denilen bu uygulamaya Anadolu’daki
sinagoglarda da rastlanmaktadır. Yeni Ahit Korintlilere 1. Mektup ’ta, kadının
kilisede sakin bir halde olması şu sözlerle ifade edilir: “Kadınlar,
kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın.
Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği
gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kendi kocalarına
sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.”14 Çok sayıda
faklı Hıristiyan mezhebinde değişik uygulamalar bulunmakla birlikte genel bir
uygulama olarak kadınlar kilisede erkeklerle karışık otururlar.
İslâm cami mîmârîsinde, kadın ve erkeklerin ibadet
esnasındaki durumlarına ilişkin en erken tarihli bilgilerimiz Medine’deki
Mescid-i Nebevî’ye ait olanlardır. Mescid-i Nebevî "Allah'ın kadın
kullarını Allah'ın Mescidlerinden alıkoymayın” 15 vb. Hadis-i şeriflerde,
camide cemaatle namaz kılmak isteyen kadının engellenmemesi emredilirken, yine
de kadın için en güzel namazın evinde kıldığı namaz olduğu şeklindeki
rivâyetler de bulunmaktadır.
Hz. Peygamber
(s.a.v.) döneminde, Mescidde kadınlar da erkeklerle birlikte cemaate devam
ediyor (bunlara Peygamber eşleri de dâhildir), vakit, Cuma ve Bayram
namazlarını, erkeklerin arkasında kılıyorlardı. Hz. Peygamber’in, “Keşke şu
kapıyı kadınlara ayırsaydık” 16 şeklindeki temennisi, Hz. Ömer, zamanında
gerçekleşmiş, Mescid-i Nebevî’ye açılan kapılardan biri kadınlara tahsis
edilmiştir.
Şam Ümeyye Camii Medine’ye hicretten sonra inşa edilen
Mescid-i Nebevî’nin son derece sade bir yapı olduğu, Hz. Peygamber zamanından
sonra, Hulefai Râşidîn döneminde yapılan ilavelere rağmen bu sadeliğin büyük
öl- çüde bozulmadığı görülmektedir. Şam Ümeyye Camii, birçok bakımdan İslâm
cami mîmârîsinde yenilikler taşımaktadır.
İlk defa bir mîmârî öge olarak mihrap, günü- müzdeki şekline
benzer minber başta olmak üzere yenilikler taşımaktadır. Ancak 715 yılında
tamamlanan bu camide kadınlara ilişkin bir bö- lüm bulunmamaktadır. Cami
mîmârîsinde bir dönüm noktası olan yapıda böyle bir birimin bulunmayışı ancak o
dönem kadınların sosyal hayattaki yeri ile izah edilebilir.
Osmanlı Dönemi Uygulamaları Osmanlı dönemi camilerinde yer
alan kadınlar mahfili uygulaması kendinden önceki Türk ve İslâm mimarisinden
miras olmakla birlikte bu dönemde geliştirilmiş. Osmanlı sonrası aynı coğrafyadaki
millet ve topluluklara da örnek teşkil etmiş, Hz. Peygamber dönemindeki
erkeklerin arkasında durmaları şeklindeki uygulamayı da tekrarlayan bir durum
olması dolayısıyla yaygınlık kazanmıştır.
Kadınlar Mahfili veya üst katta yer alan galeriler (Resim
7-10) için Osmanlı camilerinde yan girişler kullanılmış böylece, kadın erkek
cemaatin karşılaşmadan veya cemaatin kalabalık olduğu durumlarda zahmetsizce
ibadet mekânına ulaşmaları temin edilmiştir. Başlangıçta kadınlara mahfil olsun
diye yapılmamış olsa da, mîmârî bir zorunluluk olarak başlasa da sonradan
yüklendiği işlevle bu mahfiller günümüze kadar gelen ve orta vadedeki bir
gelecek için varlığını sürdürecek birimler olarak görünmektedir.
Zaman zaman ortaya çıkan istisna durumlardan biri olarak,
cemaatin kalabalık olduğu hallerde, camiin avlusunda namaz kılınması
uygulamasına gidilmektedir. Bu durum bazen avludan da taşarak çevreye yayılmaktadır.
Mevcut hali 1880 yılına ait olan Eyüp Sultan Camii’nde (fotoğraf 7-8),18 Sabah
Namazını cemaatle kılma uygulaması dolayısıyla, Türkiye’nin dört bir yanından
gelen insanların oluşturduğu izdihamla insanlar bazen dışarıda yer bulmaktadır.
Sokakta namaz kılınması durumunda bile erkeklerin önde, bayanların arkada
kılmaları hassasiyeti bu konunun yüzyıllardır süren örneğidir.
Cami mîmârîsinde, kadınlara ait mekân teşekkülünün en kesin
çizgilerle ve erken örnekleri Hindistan’da, Delhi Sultanlığı Sonrası Türk
Beyliklerinde görülmektedir. Delhi Tuğluk mîmârîsinin bir temsilcisi olan Atala
Camii’nde (1408) bu durumun bir örneği bulunmaktadır. Camiin batı yönündeki
kare formlu avlu içinde iki katlı, sütunlu bir bö- lüm, kadınlar mahfili olarak
tasarlanmıştır.20 Ahmed Şah’ın, başkent Ahmedabad’da, Kaledeki camiinde, mihrap
üzerinde Arapça kitabe, 1414 tarihini verir. Burada yer alan kadınlar bölümü,
Muluk Haneana veya Zenane diye adlandırılmakta, kuzey-batı köşede yer
almaktaydı ve camiin kuzeyindeki bir kapıdan girilmekteydi.
Nepal’de İslâm mîmârîsi 15-16. yüzyıllara uzanmakla
birlikte, gü- nümüze sağlam olarak gelen örnekleri yok denecek kadar azdır.
Cami mîmârîsinin mevcut örnekleri oldukça yenidir. Çok az sayıda cami olarak
inşa edilen yapıda kadınlara ait bölümler bulunmakta ancak camiye dönüştürülen
bazı yapılarda bu bölümler yer almamaktadır. Kadınlara ait mekânlar için özel
bir isimlendirme de bulunmamaktadır.22 Pakistan’da camide kadınlara ait
mekânlar ya üst galeri katta yer almakta ya da erkekler bölümünden bir şekilde
ayrılmakta ve “Zenane” adını almaktadır.
Malezya Kuala Lumpur’daki Wilayah Persekutuan Camii,
kadınlar mahfilinin, galeri kat uygulamasının gelişmiş bir örneğini
barındırmaktadır. Asıl ibadet mekânının üst kısmında yer alan bölümün, ön
kısmına ahşap parmaklılar yerleştirilmiş ve bayan cemaatin imam ve hatibi görmesi
mümkün hale getirilmiştir. Malezya’daki genel uygulama Türkiye’dekine benzer
bir mahiyettedir. Afganistan’da bayanlara yönelik ayrı bir bölüm olmamakla
birlikte, camiler belli gün ve zamanlarda, bazı faaliyetler için onlara tahsis
edilmektedir. Ancak bu durum bazı yerlerde tutucu kesimlerin tepkilerine yol
açmaktadır.
Endonezya’daki cami
mîmârîsine ilişkin yayınlardan, camilerde kadınlara ait mekân olarak yan
mekânların kullanıldığı ve bu mekânları ifade etmek üzere, dilleri olan
Bahasia’da “Pa(ng)wadonan”, “Pawadonan”, “Pawestresn” gibi kelimelerin
kullanıldığı görülmektedir.27 Yaygın bir uygulama olarak bayanlar bölümü
bulunan camilerde, aynı kubbe veya çatı altında olmak üzere genellikle sağ
tarafı erkeklere, sol tarafı bayanlara tahsis edilme şeklinde bir uygulamaya gidilmektedir.
Ancak bir duvarla ayrılan farklı bir ünite şeklindeki örnekleri de
bulunmaktadır.
İran Coğrafyası İran’da günümüzde bir şehirde, tek camide
Cuma namazı kılınması dolayısıyla, tarihi camilerden avlu ve çevresi ile bu işe
yeterli bulunanlarda kılınmakta veya Cuma namazının tek camide kılınmasına
uygun büyüklükte camiler inşa edilmesi yoluna gidilmektedir.
İlkine örnek olarak İsfahan’da, Safevi döneminden Mescid-i
Şâh (İmam) gösterilebilir. İbadet mekânı perde ile bölünmek suretiyle kadınlar
ve erkekler aynı mekânda Cuma namazı kılmaktadır. İkincisine örnek olarak
Tebriz’de son yıllarda inşa edilen ve minarelerinin yapımı hâlâ devam eden
Musallâ’nın batı tarafı girişi ibadet mekânı ile birlikte kadınlara tahsis
edilmiş, yine bu camide aynı imamın peşinde namaz kılabilecekleri ve içerde
yapılan vaaz ve hutbeyi duyabilecekleri bir düzenlemeye yer verilmiştir. Vakit
namazları için, asıl ibadet mekânına perde çekilmesi, sahnı kıbleye dik olarak
erkekler tarafı geniş olma şartı ile 2/3 veya 3/4 şeklindeki uygulama birçok
camide karşılaşılan durumdur.
Bunların dışında, birçok ülkede olduğu gibi bayanlar Mescidi
uygulaması oldukça yaygındır. Bu mekânlara Namazhâne-i Hâherân ( نمازخانه
.denmektedir) خواهران Tacikistan, Tataristan Tacikistan İslâmî Rönesans
Partisi’nin Duşanbe’de bulunan ve Kadınlar Camii diye bilinen partinin kültür
merkezi, Tacikistan’da, 2004 yılındaki dinî otoritelerin yasağına rağmen,
Kadınların erkeklerle birlikte namaz kılmalarına müsaade edilen tek cami olduğu
belirtilmektedir. Toplam 2500-3000 civarındaki cemaat içinde, erkeklerle
birlikte Cuma Namazı kılan kadınların sayısının 100 kadar olduğu ifade
edilmektedir.
Tataristan’da, Türkiye’dekine benzer uygulamalar bulunmakta
ve bayanların namaz kılmaları için ayrı bir birim bulunduğu durumlarda bu birim
“Hatunlar Mescidi” olarak adlandırılmaktadır.30 Tataristan’ın başkenti Kazan’da
bulunan Mercanî Camii’nde, bu uygulamanın bir örneği bulunmaktadır. Arap -
Afrika Ülkeleri Kâbe’de tavaf esnasında kadın erkek birlikte iken, vakit
namazlarında bayanlar için tahsis edilen ayrı mekânlar bulunmaktadır.
Medine’de Mescid-i Nebevî’de, kadın ve erkek cemaat için
ayrı bölümler bulunmaktadır. Erken döneme ait bölümlerin bulunduğu (minber,
mihrap, Ravza-i Mutahhara çevresi gibi) yerler günümüzde daha çok erkeklere tahsis
edilen kısımlar arasındadır. Bayanların bu bö- lümleri ziyaretleri ve namaz
kılmalarına belirli saatlerde müsaade edilmektedir.
Suudi Arabistan Cidde
Belediyesinin yayınladığı inşa edilecek camilerde aranan şartlara baktığımızda,
Kadınlar Mescidi başlığı altında, bu mekânın hacmi belirlenirken, bir yerleşim
merkezinde nüfusun %40’ını kadınların oluşturduğu, kadınların camide namaz
kılmalarının farz olmadığı da göz önünde bulundurulması gerektiği ifade
edilerek aşağıdaki maddeler sıralanmaktadır
a) Kadınlar giriş kapısı erkelerinkinden ayrı ve uzak
olmalıdır.
b) Aynı şekilde tuvaletler de ayrı olmalıdır.
c) Kadınlar bölümü ya galeri katta veya erkeklerin arka
kısmında olmalıdır.
d) Konumu ne olursa olsun kadınlar kısmı dışarıdan
görülmemelidir.
Aynı bölümün devamında yer alan tablodaki bir bilgi dikkat
çekicidir. Suudi Arabistan’da bayanların araba kullanmaları yasak olması
dolayısıyla, bayanlar Mescidinin “Otoparkı”, “Bulunmaz” denmektedir.
Bayanlar otoparkı dışında, diğer bütün özelliklerin
Türkiye’de camiler ve kadın bağlamında yapılan ve yapılmak istenenlerle aynı
olduğu görülmektedir.
Kadınlara özgü ibadet mekânlarını ifade etmek için Arapçada,
elMescidu li’n-Nisâ, (للنساء المسجد ,(Musallâ Nisâ (نساء مصلی (gibi ibarelerin
kullanıldığı görülmektedir. Arap ülkeleri, kadın ve camiler söz konusu
olduğunda genellikle tutucu fikirler akla gelmekle birlikte, muhafazakâr fikirleriyle
tanınan âlim İbn Bâz, kadınların bayram namazında cemaatle namaz kılmaları ve
bir kadının onlara imamlık yapması konusunda, “bunda bir sakınca olduğunu
zannetmiyorum” demektedir. Etiyopya da, Türkiye’ye benzer uygulamaların
bulunduğu ülkelerden biri.
Burada, camilerde kadınlara ait bölümü ifade etmek için
mezânîn مزانين kelimesi kullanılmaktadır.35 Birleşik Arap Emirlikleri’nde
Musalla en-Nisâ (النساء مصلی (olarak adlandırılan36 mekân, bizdeki kadınlar
mahfili veya bayanlar Mescidine denk düşmektedir. Somali’nin kuzeyinde
Gabiley’de 1960’larda, Şeyh Marian tarafından kurulan, kızlara yönelik medrese,
zamanla şöhret bulur ve bu çevredeki kadınlar, Somali’nin ilk kadınlar camiini
kurmaya karar verirler.
Kuveyt’te, kadın ve cami bağlamında bir gazete
haberine değinmek anlamlı olacaktır. el-Enbâ’ Gazetesi (لنباءَا ,(Müslüman Hintli
bir kadının, bayanların içinde müezzinlikten imamlığa her türlü vazifelerini
ifa edebilecekleri kadınlara ait ilk Mescidi inşa etmeye başladığı ve erkelere
de camiin bazı işlerinde çalışmak şartı ile namaz kılmalarına izin verildiği
haberini verdi.
Gazete görüşlerine başvurduğu bazı âlimlerin, “kadınların,
kadın hakları adı altında, insanlıktan ve dinden çıkarıldıkları” görüşlerini
yazdı. Arap ülkelerinde geniş anlamda kadın camide ibadet ederken imam, müezzin
ve diğer cemaati “Gören ama Gö- rünmeyen” şeklinde özetlenmektedir.
Amerika Birleşik Devletlerinde 1994’te 994 olan cami sayısı,
2000 yılında 1209 ve 2011 yılında 2106’ya ulaşmıştır.
Bu duruma, Amerika’daki Müslüman nüfusun artışı kadar, yeni
gelen göçmenlerin de etkili olduğu düşünülmektedir.40 Batıda, İngilizce adı ile
“Women Friendly Mosque” veya “Women-Only Mosque” olarak adlandırılan kadınlar
camii, dinî hizmetleri kadınlar tarafından yürütülen ve cemaati bayanlardan
oluşan camiler olarak gün geçtikçe sayıları artmaktadır.
Papaz bir babanın kızı olan Mary Teasley, 1972 yılında
Müslüman olarak Emine Wadud adını alır. Üniversite eğitimini Pensilvanya’da
tamamlayan Wadud, Arap Ülkeleri’nde İslâmî eğitimini sürdürür.
Wadud’u Müslüman
olan diğer batılılardan ayıran en büyük özellik, batıda ilk defa, New York
City’de, 18 Mart 2005’te, kadın-erkek karışık bir cemaate Cuma Namazı
kıldırmasıdır.
Wadud, kadının değerine ilişkin çabalarını sadece pratikte
bırakmamış, bu konuda yayınlar da yapmış- tır. Emine Wadud’dan sonra, 2012 yılı
Ramazan Bayramında, İmame Cemile Ezzani erkek kadın karışık cemaate bayram
namazı kıldırmış- tır. Kentucky Üniversitesi İslâm Araştırmaları’ndan Profesör
İhsan Bagby, 2011 yılında, Kuzey Amerika İslâm Toplumu tarafından desteklenen
bir çalışmasında, “Amerika’da kadın imam yok” demektedir.
Bu durum, yukarıda
adı geçen bayanların resmî bir kimlik taşımadıkları şeklindeki yorumu mümkün
kılmaktadır. Amerika geneli için yapılan bir araştırmada, camiye devam
edenlerin % 75’i erkek, camilerin % 54’ü kadınlara yönelik etkinlikler
yapmalarına rağmen, sadece % 27’si bayanlarca ara sıra ilgi gördü. Camilerin %
50’si yönetiminde kadınların rol almasını isterken, % 31’i bu duruma sıcak
bakmamış, % 17’si ise, beklentilere rağmen geçen beş yılda hiç bir kadının
başvurmadığını ifade etmiştir.
Araştırmanın önemli sonuçlarından biri de, bayanların camide
bir perde arkasında veya farklı bir odada namaz kılmaları uygulamasının 1994’te
% 52 iken bu durum 2000’lere gelince % 66’ya yükselmesidir. Kanada’da ilk cami
olan er-Raşid Camii, 1938 yılında ibadete açılmış, erken İslâm cami planını
yineleyen bir anlayışla inşa edilmişti. Kadınlar ve erkeklerin aynı mekânda
ibadet ettikleri bir uygulama söz konusu idi. Ancak zamanla kadın ve erkeklerin
ayrılması ile sonuçlandı. Hayırsever bir kadın olan Hilwi Hamdon’un çabaları
ile meydana getirilen camide, önceleri kadınlar erkeklerin arkasında namaz
kılarken, bir sahnın yeşil bir örtü ile ikiye bölündüğü görülür. Kadınlar ve
erkekler bölümü.
1982’de ibadete kapatılıp, restore edilmiştir.48
İngiltere’deki uygulamalar diğer batı ülkelerinden çok bir farklılık
taşımamakla birlikte Krallığın eski sömürgeleri dolayısıyla siyasî bazı
zorlukları bulunmaktadır. Orada kadınların erkeklere imamlık yapıp
yapmamalarından çok imamların kökenleri, eğitimlerini nerede aldıkları hangi
İslâm’ı anlattıkları gibi sorunlar ön plana çıkmaktadır.
2008 yılında yapılan bir araştırmada İngiltere’deki, 254
camiden %97’sinin imamı ülke dışında doğmuş ve %92’sinin imamı ülke dışında din
eğitimini almıştır. Batı ülkelerinde, dünyanın farklı ülkelerinden gelen
Müslümanlarla birlikte, sayıları hiç de azımsanmayacak oranda sonradan Müslü-
man olan cemaatin bulunması, orada kadın ve cami konusuna farklı bir boyut
katmaktadır. Yeni girdiği dinin mabedini ziyarete giden bir bayanın, camiye ana
girişi sağlayan görkemli kapıya yönelmişken, “Bacım, buradan giremezsiniz,
köşedeki arka kapıdan”50 ifadesini duymak, her halde hoş bir durum olmasa
gerek.
Son Dönem Türkiye Cami mimarisine ilişkin olarak 2006
yılında düzenlenen bir ilmi toplantıda, kadın ve cami konusunun genişçe ele
alınabileceği ana başlıklar bulunmasına rağmen, bu konunun kısmen değinilerek
geçilmesi aslında, çok uzak değil sadece sekiz yıl kadar önce konunun, toplumun
ne kadar gündeminde olduğunun bir ifadesi olsa gerek.
Günümüzde kadın ve cami konusunda gerek bilgi düzeyinde,
gerek uygulama anlamında yoğun bir faaliyet gözlenmektedir.
Bu durum çok sayıdaki sebebin sonucu olarak ortaya
çıkmaktadır. Öncelikle, Müslüman kadınların ibadet esnasında erkeklerden ayrı
olmaları zorunluluğu, cami mîmârîsinde de ayrı bir mekânın veya mekân
parçalamasına gitmeden aynı mekân içinde daha yumuşak bir geçişle elde edilen
bö- lümlerin varlığını zorunlu hale getirmektedir.
Ancak en az bunun
kadar önemli bir başka etken de, Feminist yaklaşımlar denmese de, bir şekilde
Müslüman Kadın Hakları savunucularının ekseninde gelişen “sosyal hayatın her
alanında var olma” anlayışının bir uzantısı olarak cami ve kadın konusu ele
alınmaktadır. Sebep ne olursa olsun, günümüzde, Anadolu özelinde bu durumun
geldiği nokta, geri dönülmez bir şekilde mimari ve fikri boyutta bir
ilerlemenin devam ettiğidir. Günümüzde, büyük alışveriş merkezlerinin,
fabrikaların, hatta orta ölçekli bazı restoran vb. yerlerin, hemen hemen bütün
gar, terminal, hava alanı vb. kamu kurumlarının bay ve bayan Mescitleri
bulunmaktadır. Hatta bunların bir kısmı, Türkiye’de sahip olduğu şekliyle
Mescid boyutunu aşarak içlerinde Cuma namazı da kılınan camilere dö- nüşmüştür.
Alışveriş yapan, seyahat eden, parkta dinlenen veya herhangi
bir sebeple evinin dışında olan bir bayanın nisbeten yakınında, içinde ibadet
edebileceği, kadınlara ait bir Mescit bulma şansı günden güne artmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, son zamanlarda cami ve kadın konusuna özel bir
yer vererek ilgilendiği görülmektedir. Bu durumu, müftü yardımcılarından
birinin bayan olması uygulaması ile başlayan ve yükselen bir süreç olarak
okumak hatalı olmayacaktır.
1-7 Ekim tarihleri arasında kutlanan “Camiler ve Din Görevlileri
Haftası’nın 2013 yılı temasının, “Cami, Kadın ve Aile” olarak belirlenmesi
anlamlıdır. Aynı zamanda, pilot olarak seçilen binlerce camide, kadınların
ibadetine uygun şartların oluşturulmasına yönelik teftişler ve eksik
görülenlerde tamamlamaya yönelik çalışmalar yapılmış- tır.
Son on yılda, geleneksel çizgileri korumak ya da, tamamen
özgün olma iddiasıyla ortaya çıkan, güçlü eleştirilere muhatap olmakla birlikte
bazen de genel kabul gören cami örneklerimizin sayısı artmaktadır.
Bu yeni nesil camilerde kadının ibadetine elverişli mekânlar
oluşturulma konusunda ciddi hassasiyetler bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihinin
en büyük camii olma özelliğine sahip olan Çamlıca Camii, yetkililerinin
ifadeleri ile “Hanımlara pozitif ayrımcılık” uygulanan camilerimizin başında
yer almaktadır. Projeyi bayan mimarların yürütüyor olması, farklı bir anlam
boyutu getirmektedir.
İlk defa bu camide hepsi bir arada olmak üzere, kadın ve
erkek abdest mahallerinin ayrı katlarda olması, abdest mekânından namaz
mekânına özel asansörle çıkılması, kadın erkek ibadet mekânlarının ayrı olması,
camiin ibadet fonksiyonu dışında kadınların sosyal ihtiyaçları bakımından
örneğin, “emzirme odası” ve “çocuk bakım odası” gibi birimlerin bulunması bu
camiyi diğerlerinden ayıran bir özellik olarak durmaktadır.
Cami mimarisinde, kadınlardan öte, Ankara Çankaya’da, Bilkent’te,
İhsan Doğramacı tarafından 2008 yılında babası adına yaptırılan Doğramacı zade
Ali Paşa Camii, diğer dinlerin mensuplarına da hizmet sunması açısından farklı
bir örnektir.54 Sonuç ve Değerlendirme İslâm mimarisinin erken dönem
camilerinde ibadet esnasında, kadınlar ve erkekleri ayıran fiziki bir engel
bulunmamaktaydı.
Bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) uygulaması ile en önde
erkekler, arkasında erkek çocuk cemaat ve arkasında bayanlar saf tutmaktaydı.
Zamanla Mescide kadınların giriş çıkışını sağlamak üzere bir kapı da tahsis
edildi. İlerleyen zamanlarda, kadınların camiye devam etmesinin bazı sosyal
sakıncaları olabileceği gerekçesi ile kadınların evlerinde namaz kılmalarının
daha faziletli olacağı şeklinde bir anlayış yaygınlaşmaya başladı.
Bu anlayışın bir sonucu olarak, Mescid-i Nebevî’den, Şam
Ümeyye Camii’ne, mîmârî açıdan çok sayıda değişiklik, yeni birim ve uygulamalar
meydana gelmesine rağmen, kadınlara ilişkin hiçbir ögeden bahsetmek mümkün
değildir. Bu anlamda kadınlardan herhangi bir itirazın gelmemesi, ihtiyaç
hissedilmemesi veya toplumsal kanaate karşı çıkma gücünü kendilerinde bulamamaları
şeklinde düşünülebilir.
Camide, asıl ibadet mekânına bitişik veya sahın içinde ayrı
bir ünite şeklinde kadınlara tahsis edilen ibadet mekânı oluşturma anlayı-
şının erken örnekleri, Hindistan Delhi Sultanlığı sonrası Türk Beylikleri
arasında görülmektedir. Osmanlı Devleti’nde, başlangıçta mîmârî bir gereklilik
olarak ortaya çıkan ancak zamanla “Kadınlar Mahfiline” dönüşen bir uygulama söz
konusudur. Buna göre, camiin arka tarafında, genellikle taşıyıcılar ve duvar
arasında kalan kısım ve üst kat galeriler düzenlenerek kadınlara tahsis
edilmiştir.
Amerika başta olmak üzere batı ülkelerinde, camilerde
kadınlar, yaşadıkları ülkelerin şartları, dünyanın farklı ülkelerinden gelerek
kültürlerini buraya taşıyan veya batılı olup Müslüman olanlar gibi özel
durumlar dolayısıyla son çeyrek yüzyılda bu anlamda zor bir süreçten geç-
mektedirler. Kadın imamlar, kadınlara namaz kıldırdıklarında sorun ya-
şanmazken, kadın erkek karışık cemaate namaz kıldırma uygulamaları (Wadud,
Ezzani) tepki toplamaktadır.
İslâm coğrafyasında kadının sosyal hayata yoğun
katılımı son çeyrek yüzyıldadır. Bu yüzden, camilerde kadınlara özel mekânlara
ihtiyacın en yoğun hissedildiği dönem yaşanmaktadır. Bu anlamda, Kamu
kuruluşları, fabrikalar, havaalanları, terminaller, alışveriş merkezleri,
restoranlar gibi insanların kalabalık olarak bulunduğu mekânlarda ihtiyaca
mebni kendiliğinden ortaya çıkan “Bayanlar Mescidi” uygulaması yaygınlık
kazanmaktadır.
Diyanet İşleri
Başkanlığı’nın öncülüğünü yaptığı, mevcut camilerde kadınların en rahat şekilde
namaz kılabilecekleri ortamın oluşturulması için bazı değişiklikler ve yeni
inşa edilecek camilerin buna uygun inşası dikkat çeken bir çalışma olarak
görülmektedir.
Bayanlar Mescidi
uygulaması kabul görmekle birlikte, “Kadınlar Camii”
kulakları tırmalamaktadır. Çünkü cami doğrudan imamı çağrış- tırmakta ve
Türkiye şartlarında cuma namazını akla getirmektedir. Batı Müslümanları “Women
Friendly Mosque”, “women Only Mosque” adı altında salt kadınlara ait camilere
zihnen alışsa ve yer yer örneklerini sunsa da, maddî sorunlar yaygınlığını
geciktirmektedir.
Gelinen noktada, Hindistan’dan Amerika’ya birçok ülkede
yaygın olan uygulama, Osmanlı’da “Kadınlar Mahfili” diye ifade edilen camiin
arka ve üst kısımlarında, aynı kubbe altında, aynı mekân içinde bir bö- lümde
kadın ve erkeklerin birlikte ibadetlerini yerine getirmeleri şeklindedir.
İran’da özellikle vakit namazlarında erkeklerden bir perde ile ayrılan mekânda
kadınlar namaz kılarken Arap ülkelerinde, camide fizikî anlamda bölünen
mekânlar tercih edilmektedir.
Son yıllarda, İstanbul Çamlıca Camii gibi örneklerde,
kadınların sadece ibadet değil, icabında “emzirme odası”, “bebek bakım odası”
dâhil her türlü ihtiyacını giderebileceği bir cami anlayışına doğru bir yö-
neliş bulunmaktadır. Sosyal sonuçları hesaba katılmadan, Haydi kızlar okula kampanyası benzeri bir anlayışla, “Haydi bayanlar camiye” yaklaşımının sağ-
lıklı olmayacağı düşünülmelidir.
Cami mîmârîsinde kadının yeri konusu doğal
akışında seyrederse, bir gün bu sorunu hallolmuş bulacağız. Kadınlar ve namaz
mevzuunda, “evlerinizde daha hayırlıdır, “Camilerde evladırlar bir savrulma
yaşanmaktadır. Son dönem cami mimarisinde yapılmak istenenler, ilk bakışta
geleneksel dönemdeki külliyelerin mantığı ile izah edilse de durum farklı gibi
görülmektedir. Camilerde “Emzirme Odası”, “Bebek Bakım Odası”, kütüphane vb.
derken “Mekânın sıradanlaşması”, tehlikesi ile karşı karşıya geliriz. Günlük
hayatın karmaşasından kaçıp “camiye sığınma” yerine, karmaşanın “ortasına
düşme” tehlikesini görmek gerekir.
Güzel görülen her şey cami mîmârîsine eklenmeye çalışılırsa
buradan örnek bir mîmârî çıkmaz. Burada asıl problem belki de kadının sosyal
hayattaki yeri ile ilgilidir. Kadınlar Sosyal hayatta ne kadar varsa o kadar
mekânları olur. Kadının sosyal hayattaki yeri ne olmalıdır sorusunun cevabı
verilemediği sürece, cami mîmârîsinde kadınlara ait mekânlar problemini çözmek
mümkün olmayacaktır.


